09 Mar

Ali İmran Suresi 8.Ayet

 

رَبَّنَا لاَ تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِن لَّدُنكَ رَحْمَةً إِنَّكَ أَنتَ الْوَهَّابُ ﴿٨﴾
Rabbenâ lâ tuziğ kulûbenâ ba’de iz hedeytenâ veheb lenâ min ledunke rahmeh(rahmeten), inneke entel vehhâb(vehhâbu).

Ey Rabbimiz! Bize ihsan ettiğin hidayetten sonra kalblerimizi haktan saptırma, bize kendi katından rahmet ihsan eyle! Şüphesiz ki, Sen bol ihsan sahibisin.

Bu mübarek âyetler ilimde rüsuh sahibi olan zatların Cenab’ı Haktan hidayet ve ihsan talebinde bulunup ne suretle dua ve niyaza devam ettiklerini göstermektedir. Şöyle ki: (Ey Rabbimiz! Bizlere hidâyet buyurduktan) bizleri İslâm dinîni kabule, muhkem ve müteşabih olan âyetlere imana muvaffak kıldıktan (sonra kalplerimizi saptırma.) Bizleri hak yoldan ayırma, rızana aykırı yorumlarla müteşabihata uymaktan koru. (Ve kendi Yüce katından bizlere bir rahmet bağışla) bizlere lütfet, bizleri imanımızda, kavuştuğumuz hidayette sabit kıl veya kusurlarımızdan dolayı bizlere mağfiret buyur. (Şüphe yok ki bağış yapan) istirham ettiğimiz şeyleri, lütuf ve merhametle ihsan buyuran (ancak sensin.) Ya ilâhî!. Bu dualarımızı kabul buyur, bizleri hidayetten, rahmetinden mahrum bırakma.

Bu âyeti kerime göstermiş oluyor ki: İnsanlar dâima korku ile ümitten ayrılmamalıdırlar. Hiç bir kimse kendi ibâdet ve itaatına güvenmemelidir. Ve yine hiç bir kimse, ümitsizliğe düşüp hidayetten, Allah’ın merhametinden ümidini kesmemelidir. Nice kimseler vaktiyle âlim, tadil, âbit, zahit iken bilahara nefislerinin arzularına tabi olmuşlar, dünyevi menfaatlar arkasında koşmuşlar, bir takım bozgunculara bağlanarak hidayet caddesinden ayrılmışlardır. Bilâkis nice kimselerde vaktiyle kötülüğü emreden nefislerine uyup günahkâr bir halde yaşarken, daha sonra bir ilâhî rahmet eseri olarak kendilerinde bir uyanma meydana gelmiş, yaptıkları kötülüklerden tevbe etmişler ve affedilmelerini istemişler, dini ve dünyevî vazifelerini güzelce ifaya başlamışlar, ve son nefeslerini imanla noktalama şerefine kavuşmuşlardır.

Nitekim Rasûli Ekrem Efendimiz:: Ey kainleri, ve gözleri çeviren Allah’ım!.. Bizim kalplerimizi senin dinin üzerinde sabit kıl. Ne mühim bir dua!. İşte bu, bizim için bir uyanma dersidir. Varlığımıza güvenmeyelim, dâima Cenâb-ı Hakka sığınalım. Hidayette ve diyanette sebat etmemizi onun merhametinden, sonsuz lütuf ve ihsanından niyazda bulunalım.

Hidâyet = Hûda: Hak yolu, hak yolu beyan etmek, doğru yola gitmek, ulaşılmak istenilen şeye yol göstermek, Hak yola fiilen ulaştırmak böyle bir yola girmek manasınadır. Mübarek Peygamberlerin lisaniyla ve kitapların inmesiyle insanları Hak yola davet ve teşvik de bir hidâyet demektir.

Rahmet: Acımak, esirgemek, tabiatın eğilim ve inceliği, hayra ulaştırmayı istemek, Cenâb-ı Hakkın kullarına ölümden sonraki lütuf ve ihsanı demektir.

“Bu kadar cürmü seyylatımla”

“Rahmet ü m midimin budur sebebi”

“Ki buyurmuş hüdayi azze vecel”

“Sebekat rahmeti alâ gazabî”

Etiketler:

Konu Yazari