İstihare Namazı Ve Duası

  • İstihare Namazı ve Duası

Allah-u Teâlâ’ya istihâre ile danışan, müminlerle de istişâre eden ve işini araştıran kimse pişman olmaz.m Nitekim Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

وَشَاوِرْهُمْ فِي الأَمْرِ فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّلِينَ

 

  • “İş hakkında onlara danış. Kararını verdiğin zaman, artık Allah’a tevekkül et. Şüphesiz ki Allah, tevekkül edenleri sever.” (Âli İmran Suresi – 159)

 

 

 

اَللَّهُمَّ إِنِّي أَسْتَخِيرُكَ بِعِلْمِكَ، وَ أَسْتَقْدِرُكَ بِقُدْرَتِكَ، وَ أَسْأَلُكَ مِنْ فَضْلِكَ الْعَظِيمِ، فَإِنَّكَ تَقْدِرُ وَ لاَ أَقْدِرُ، وَ تَعْلَمُ وَ لاَ أَعْلَمُ، وَ أَنْتَ عَلاَّمُ الْغُيُوبِ، اَللَّهُمَّ إِنْ كُنْتَ تَعْلَمُ أَنَّ هَذَا الأَمْرَ خَيْرٌ ليِ فيِ دِينِي وَ مَعَاشِي وَ عَاقِبَةِ أَمْرِي فَاقْدُرْهُ ليِ وَ يَسِّرْهُ ليِ ثُمَّ بَارِكْ ليِ فِيهِ، وَ إِنْ كُنْتَ تَعْلَمُ أَنَّ هَذَا الأمْرَ شَرٌّ ليِ فيِ دِينيِ وَ مَعَاشِي وَ عَاقِبَةِ أَمْرِي فَاصْرِفْهُ عَنيِّ وَ اصْرِفْنيِ عَنْهُ وَ اقْدُرْ لِيَ الْخَيْرَ حَيْثُ كَانَ ثُمَّ أَرْضِنيِ بِهِ

 

  • Sonra dilediği ihtiyacını söyler.
    Duanın Manası:
    “Ey Allah’ım! Kuşkusuz ki ben ilminle Senden hayırlısını istiyorum. ve Senin kudretinle beni kudretlendirmeni diliyorum. ve Senin büyük fadlından istiyorum. Kuşkusuz ki Sen takdir edersin, ben ise takdir edemem. Sen her şeyi bilirsin, ben ise bilmem. Sen bütün gaybleri en iyi bilensin! Ey Allah’ım! Şu azmettiğim işin benim dinim, yaşayışım ve işimin sonu hakkında hayırlı olduğunu bilmekteysen onu bana takdir et, kolaylaştır, sonra da o işi benim için bereketli yap! Eğer bu işin benim dinim, yaşayışım ve işimin akıbeti hakkında şerli olduğunu bilmekteysen bu işi benden uzaklaştır, beni de bu işten uzaklaştır. ve hayır nerede ise onu bana takdir et. Sonra beni bu (takdir edilen) işe razı kıl!

    Cabir bin Abdullah (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:
    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize, Kur’an’dan bir sure öğretir gibi tüm işlerde istihâre etmeyi öğretir ve:
    ‘Sizden biriniz bir işi yapmayı içinden geçirirse, farz namazın dışında iki rekât namaz kılsın. (İkinci rekâtın secdesinde iken) şöyle dua etsin:

    Allah’ım! İlmine başvurarak senden iyilik isterim.
    Kudretine dayanarak senden güç isterim.
    Senden, yüce ihsanını isterim.
    Sen güç yetirirsin, ben güç yetiremem.
    Sen bilirsin, ben bilemem.
    Sen bilinmeyenleri en iyi bilensin.
    Allah’ım! Bu işi benim için dinimde, yaşantımda ve işimin sonunda iyi biliyorsan, onu bana takdir et, kolaylaştır ve sonra bereketli kıl.
    Bu işin benim için dinimde, yaşantımda ve işimin sonunda şerli olarak biliyorsan onu benden, beni de ondan uzaklaştır.
    ve benim için nerede olursa hayrı takdir et. Sonra, beni ondan razı kıl’ buyurdu.” [1]


    480- Câbir b. Abdillah (r.a.)’den rivâyete göre:
    Rasûlullah (s.a.v.) her işimizde bize Kur’ân’dan sûre öğretir gibi istihareyi öğretirdi ve şöyle derdi;
    “Sizden biriniz bir işi yapmak istediğinde farz namazdan başka iki rek’at namaz kılsın ve şöyle desin “Ey Allah’ım hakkımda hayırlısını bildiğin için ben de senden hakkımda hayırlısı ne ise onu bildirmeni isterim.
    Senin güç ve kuvvetinle beni güçlendirmeni isterim ve her şeyi senin büyük lûtfundan isterim.
    Çünkü senin her şeye gücün yeter benim ise hiçbir şeye gücüm yetmez, sen her şeyi bilirsin ben ise bilemem akıl ve düşünmeyle bilinmeyecek her şeyi bilen sadece sensin.
    Ey Allah’ım şu yapacağım işin benim için dinim, yaşayışım ve işimin sonu hakkında hayırlı olduğunu biliyorsan -ki mutlaka bilmektesin- onu yapmayı bana kolay getir.
    Eğer bu iş benim için dinim, yaşantım ve işimin sonucu hakkında kötü olduğunu biliyorsan -ki mutlaka bilmektesin- onu benden uzaklaştır (veya bu günüm ve geleceğim şeklinde dedi) beni de ondan uzak eyle hayır nerede ise onu benim için takdir et ve ona razı et, beni diyerek, işi ne ise onu söyler.”
    (Nesâî, Nikah: 27; Ebû Dâvûd, Vitr: 31) [2]

    Not: Bazı zamanlar insan, dünya işlerinden herhangi bir işte mütereddit olmaktan hali olmaz. Bu durum insan için adeta kaçınılmaz bir haldir. Cahili adetlerde insanlar böyle durumlarda fal baktırma, talih oyunları gibi batıl şeylerle çözüm arıyorlardı! İslam, müntesiplerine tereddüt ettikleri iki şeyden hangisinin kendi lehine olduğunu anlaması ve seçmesi için İstihare namazını önermiş ve falcılık gibi batıl şeyleri de yasaklamıştır!

    İstihare namazı, tereddüt edilen işten hangisi daha hayırlı ve kişinin lehine ise onu Allah’tan talep etmek demektir.
    Bir işte tereddüt eden kimse,
    Hadiste geldiği gibi iki rekat namaz kılar. Namazların ilk rekatında Kafirun Suresi, ikinci rekatında ise İhlas Suresini okur. İkinci rekatın ikinci secdesinde istihare duasını secde halinde iken yapar. Sonra doğrulur, tahiyyatı okur ve namazından selam vererek çıkar.
    Bundan sonra kişi tereddüt ettiği işten hangisine gönlü meylediyorsa onu yerine getirir. Halk arasında istihare için uykuya yatmak gibi yanlış bir anlayış bulunmaktadır, bu uygulamanın sünnetle hiçbir alakası yoktur! Sünnette gelen, iki rekat namazı kılıp dua ettikten sonra tereddüt edilen şeyden kalbin meylettiği cihetin yerine getirmesidir.

 

Read More

İhramcızâde İsmail Hakkı Toprak Efendi’nin bir münâcâtı

Ey Hâlık-ı Kâinât. İlticagâhım ancak sensin. Üzüntü ve sürûr zamanında da sana yalvarırım. Günahlarım büyüktür, fakat senin affın ondan daha büyük değil midir? Münâcâtımı işitiyorsun. Gönlümde muhabbetini eksik etme. Beni bin yıl ateşinde yaksan, yine senden ümîdimi kesmem. Rehberim Sen olursan, hiçbir vakitte gümrâh olmam. Sen bana yol göstermezsen ile’l-ebed dalâletten kurtulamam.

Ya İlâhî! En büyük korkum, beni kapından tard edecek olursan ne yapacağım. Senin yükselttiğini kimse alçaltamaz. Senin alçalttığını kimse yükseltemez. Hâlik sensin, Hâkim ve Âlim olan sensin; ilmin her şeyi kaplamıştır, rahmetin her şeye şâmildir. Felâketzedelere yardım eden, musîbetzedelerin imdâdına yetişen, kalpleri kırılanlara tesellî veren sensin. Bütün nimetleri bahşedensin. Fakirlerin dostu sensin. Sâdıkların, tâhirlerin yardımcısı sensin. Yardımını isteyenlerin hepsine yardım edersin.

Ya Rab! Biz âciz, fakîr, nâkıs, zayıf ve fânî kullarınız. Ebedî ve ezelî olan, zengin ve kudretli olan, rahîm ve alîm olan sensin. Senin mârifet ve muhabbet nârunu arıyoruz. Muhabbet ve mârifetini ihsân eyle. Günahlarımızı affeyle

Read More

Teheccüde Kalkınca Okunacak Dua

İbn-i Abbas-radıyallâhuanh-’dan rivâyet olunduğuna göre Nebiyy-i Ekrem, gece teheccüd için kalktığında şöyle derlerdi:

“Allâh’ım Sana hamd olsun. Sen bütün semâları, arzı ve onlardakileri ayakta tutansın. Hamd Sana mahsûstur ey Rabbim! Sen semâların, arzın ve onlarda ne varsa hepsinin nûrusun. Hamd Sana mahsustur ey Rabbim! Sen semâların, arzın ve onlardakilerin hâkimi ve hükümdârısın. Ve Sana yine hamd olsun ki, Sen Hak’sın. Sen’in va’din de hak, Sana kavuşmak da hak, sözün de hak, Cennet de hak, Cehennem de hak, nebîlerde hak, Muhammed r’de hak, kıyâmet de hak. Sana teslîm oldum ey Rabbim! Sana îmân ettim, Sana tevekkül ettim ve Sana yöneldim. İnanmayanlara karşı, Sana dayanarak mücâdele ettim ve neticede ancak Seni hakem olarak kabûl ettim, benim evvelki yaptıklarımı da, sonradan yapacaklarımı da, gizli yaptıklarımı da açık yaptıklarımı da mağfiret et. Öne alan da Sen’sin, geriye bırakan da Sen’sin. Sen’den başka ilâh yoktur. Kuvvet ve kudret ancak, Allâh’a dayanmakladır.” (Buhârî, Teheccüd, 1)

Read More

İki Secde Arası Yapılacak Dua

Allâhümmağfirlî verhamnî vehdinî ve âfinî verzuknî:
Allahım, beni bağışla, bana merhamet et, rızânı kazandıracak işler yaptır, bana âfiyet ve hayırlı rızık ver.”[1] “Allâhümmağfir lî verhamnî ve âfinî verzuknî:
Allahım, beni bağışla, bana merhamet et, rızânı kazandıracak işler yaptır ve bana hayırlı rızık ver, de.
Bu sözler senin hem dünya hem de âhiret için istemen gereken şeyleri ihtiva eder.”[2] 284- İbn Abbâs (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre:
Rasûlullah (s.a.v.), iki secde arasında:
“Allahümmâğfirli verhamnî vecburnî vehdinî verzuknî”
(Ey Allah’ım beni bağışla bana acı bana afiyet ver beni doğru yoluna hidayet et ve beni dünyada ve ahirette hayırlı rızıklarla rızıklandır) derdi.
(Müslim, Salat: 42; İbn Mâce: İkame: 23)[3] Read More

Kuran’a Başlama Duası ve Anlamı

Kuran’a Başlama Duası ve Anlamı

Allahım Hak ile onu indirdin
Allahım Kurana karşı rağbetimi/isteğimi artır, gözüme onu nur eyle ve göğsüme şifa eyle Allahım dilimi onunla süsle, yüzümü onunla güzelleştir, bedenimi onunla kuvetlendir, onu sana gece ve gündüz ibadette okumamı nasip eyle ve beni Peygamberimizle (sav) ve seçilmiş âli’yle haşret

Allahumme bil hakkı enzeltehu vebil hakkı nezele. Allahumme azim rağbeti fihi,ve cealhu nuran li basari,ve şifaen li sadri. Allahumme zeyyin bihi liseni,ve ceal bihi vechi ve kavvi bihi cesedi.verzukni tilavetehu ala taatike ene el leyli ve etrafan nahar. veh şurni man nebiyyi sallallahu aleyhi ve sellem, ve elihil egyar.
___

Read More

Musa ( A.S.) Duaları

 

Bunun üzerine Musa…:
Rabbim! Doğrusu bana indireceğin her hayra (lütfuna) muhtacım, dedi.
(Kasas Suresi 24)

Musa:
Rabbim! Doğrusu kendime zulmettim (başıma iş açtım). Beni bağışla dedi,
Allah da onu bağışladı. Çünkü, çok bağışlayıcı, çok esirgeyici olan ancak O’dur.
(Kasas Suresi 16)

Musa: dedi
Rabbim! yüreğime genişlik ver.
İşimi bana kolaylaştır.
Dilimden (şu) bağı çöz.
Ki sözümü anlasınlar.
Bana ailemden bir de vezir (yardımcı) ver,
Kardeşim Harun’u.
Onun sayesinde arkamı kuvvetlendir.
Ve onu işime ortak kıl.
Böylece seni bol bol tesbih edelim.
Ve çok çok analım seni.
Şüphesiz sen bizi görmektesin.
(Taha Suresi 25-34)

Read More

Dua İbadettir

Duanın özü, kişinin kendisini Allah’ın karşısında acziyet içerisinde hissedip O’na yönelmesi ve taleplerini O’na arzetmesidir. Zaten ibâdet, bir varlığa boyun eğmek, O’nun karşısında küçülmek, O’na itaat etmek manalarını içerir. Kısacası dua ile ibâdet mana olarak aynı şeyleri ifade etmektedir.

Biz her ne kadar dua ile ibâdeti birbirinden ayrı iki olaymış gibi görüyorsak da aslında bu ikisi özde aynı şeydir. İbâdet olarak bildiğimiz namaz, oruç, zekât, hac gibi Allah’ın emirleri aslında duanın harekete dönüşmüş şeklidir. Bilindiği gibi Kur’an’da da geçen şekliyle Arapçada, namazın adı salât’tır. Fakat bu salât kelimesinin aynı zamanda dua manasına gelmesi çok manidardır ve bir tesadüf değildir. Salât kelimesinin hem namaz, hem dua manasına gelmesini şöyle izah etmek mümkündür:

Namaz, tüm ibâdetleri bünyesinde toplayan ve insanla Allah arasındaki ilişkiyi en net ve sık bir şekilde (günde en az beş defa) sağlayan ibâdettir. Zaten dua da Allah ile kul arasındaki bir diyalog idi. Yani her ikisi de kulu Allah’a bağlaması yönüyle aynı kapıya çıkıyor. Rasûlüllah (s.a.s.) bu konuda şöyle buyuruyor: “Dua ibadetin ta kendisidir.”[1] Çünkü dua ile kişi ihtiyacını teminde aczini idrak etmiş, bunu ancak her şeye kadir olan Rabbinin temin edeceğinin şuuruna ermiş ve bu sebeple O’na sığınmış olmaktadır. Esasen ibâdet de bundan başka bir şey değildir. Yine Rasûlüllah (s.a.s.) “dua ibadetin özü (iliği) dür.”[2] buyurmak suretiyle dua ile ibâdetin özde aynı şey olduklarına dikkat çekmiştir. Biz bu özü kulluk olarak ifade edebiliriz. Bu aynı zamanda insanın yaratılış amacı olmaktadır: “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zâriyât: 51/56).

Kur’an’a ve Önderimizin hayatına baktığımızda dua olgusunun merkezî bir konum arzettiğini görürüz. Yüzlerce âyet, insanın Rabbıyla bağlantı kurması ve iletişime geçmesi diyebileceğimiz dua örneklerinden oluşmaktadır. Aynı şekilde hadis külliyatında duanın önemine dikkat çekilmekte ve pek çok güzel dualar bu eserleri süslemektedir.

Müslümanlar olarak Allah ile her an can u gönülden bir ilişki ve sürekli irtibat halinde olmaya en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde acaba Allah ne kadar gündemimizde yer alıyor? Hesaplarımızda O’nun yeri neresi, O’nu hesaba katıyor muyuz? Yoksa mevcut durumu kanıksayıp “zaten biz buna müstahakız, kâfirler çok güçlü, Allah da bize yardım etmiyor, o halde iş olacağına varır” deyip her şeye boş mu veriyoruz? Hatta daha da ileri gidip “Allah herhalde böyle olmasını istiyor” diyenler gibi tembelliğimizin, miskinliğimizin, atâletimizin faturasını da -hâşâ- Allah’a mı çıkarıyoruz?

Bu sorulara vereceğimiz cevaplar ve yapacağımız nefis muhâsebesi, belki de sorunlarımıza yeni ve çözümleyici bakış açıları getirecek, ne olduğumuzu, neyi nereye kadar yapabileceğimizi, kimden neleri isteyebileceğimizi yeniden bizlere hatırlatacak ve bizleri yeniden harekete geçirecektir. Bizler kul olarak üzerimize düşeni yapmalı, gereken gayreti göstermeli, sebepler âleminde yapılacakları yaptıktan sonra ellerimizi açıp O’na yalvarmalı, halimizi O’na arz etmeliyiz. Çünkü O şöyle buyuruyor: ” Bizim uğrumuzda gayret gösterenleri Biz yollarımıza iletiriz.” (Ankebût: 29/69)

Belki dayatılan eğitim anlayışı ve hayat tarzının etkisiyle, belki de içinde yaşadığımız şartların baskıcı karakteri sebebiyle müslümanlar olarak bazılarımız da çoğu kez rasyonalist bir anlayışla meselelere yaklaşabiliyor. Sorunları tanımlarken ve çözmeye çalışırken gözetilmesi gereken hususları göz ardı edebiliyoruz. Çoğunlukla, yaptığımız amellerin/eylemlerin neticesini hemen almak ve somut bir şekilde görmek istiyoruz. Çoğu kez, sadece maddî boyutu yerine getirerek -ki bunu da yeterli yaptığımız şüphe götürür- sonuca gitmeye çalışıyoruz. Oysa bütün yapılanlardan sonra Allah’a yalvarmak ve yapılan ameli kabul edip tesirini halk etmesi için O’na niyazda bulunmak da gerekmektedir. Allah’tan “sabır ve salâtla yardım talep etmemizi” bizzat Allah öğütlüyor.[3] Yani, hem sabır ve direnme olacak, hem de dua ile yardım talep edilecek.

“Dualarımız kabul edilmiyor herhalde” diyerek karamsarlığa saplanmak da yanlıştır. İçinde bulunduğumuz şartların zorluğu ve zalimlerin zulmü, bizi kesinlikle yıldırmamalı ve hiçbir zaman bizi duadan alıkoymamalıdır. Allah, kendi ifadesiyle dua edenin dileğine karşılık vereceğini söylüyor. Allah’ın güzel isimleri arasında “Mücîb” i de zikreden Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Herhangi bir günah, yahut sıla-i rahmi kesme gibi bir ma’siyet olmadıkça kulun Allah’a yapmış olduğu duanın karşılığında Allah ona ya istediğini verir, ya eşdeğerde bir belâyı ondan uzaklaştırır, ya da onun için âhirette daha iyisini hazırlar.”[4] Read More

Ölüm Anında Dua

 

978- Âişe (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir:

Rasûlullah (s.a.v.)’in ölüm anında yanında idim yanında içinde su bulunan bir su kabı vardı,
elini o kabın içerisine daldırıp yüzünü siliyor ve şöyle diyordu:
“Allah’ım ölüm sancılarından ve ölümün şiddetinden dolayı bana yardım et.”
(İbn Mâce, Cenaiz: 64)

979- Âişe (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir:
“Rasûlullah (s.a.v.)’in ölümündeki şahid olduğum ağır durumdan dolayı hiç kimseye kolay ölümünden dolayı gıbta etmem.”
(Nesâî, Cenaiz: 6)

980- Alkame (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir:
Abdullah b. Mes’ûd’tan işittim şöyle diyordu:
Rasûlullah (s.a.v.)’den işittim şöyle buyurmuştu:
“Mü’min alnı terleyerek ve sıkıntılı olarak ruhunu teslim eder ve ölür.
Eşek ölümü gibi, ölümü sevmem.” Kendisine şöyle denildi:
Eşek ölümü ne demektir? “Ansızın ve çabucak ölümdür” buyurdular.
(Tirmîzî rivâyet etmiştir.)

981- Enes b. Mâlik (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir:
Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Gece ve gündüz boyunca kulun işlediği amelleri muhafaza eden ve Allah’a sunan meleklerin bu sahifenin başında ve sonunda bir hayır varsa Allah şöyle buyurur: Ben bu kulumun bu sahifenin her tarafındaki günahlarını bağışladım.”

(Tirmîzî rivâyet etmiştir.) Ø mü’min alın teri çıkararak ölür
982- Abdullah b. Büreyde (r.a.)’in babasından rivâyete göre,
Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Mü’min ölümün şiddetinden veya Allah’ın bağışlamasına karşı mahcup oluşundan dolayı alnı terleyerek ölür.”
(Nesâî, Cenaiz: 5; İbn Mâce, Cenaiz: 5)

ölüm anında allah’ın rahmetini ümid, azabından korku gerekir mi?
983- Enes (r.a.)‘den rivâyete göre,
Rasûlullah (s.a.v.) ölmek üzere olan bir gencin yanına girdi ve:
“Kendini nasıl buluyorsun?” diye sordu.
Genç:
“Ey Allah’ın Rasûlü! Allah’a yemin ederim ki Allah’ın bağışlamasını umuyor günahlarımdan da korkuyorum” dedi.
Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Böyle zamanlarda Allah, kulun kalbine gelen bu iki şeyden umduğunu kendisine verir korktuğu şeyden de onu kurtarır.”
(İbn Mâce, Zühd: 31)[1] Read More

Namaza Başlama Duaları

 

Resulullah (as) bu dua hakkında şöyle buyurmuştur:
“Allah’ın en çok sevdiği söz, kulun şöyle demesidir: “Allah’ım seni tesbih eder…”[1]

TEKBÎRDEN SONRA NE OKUNACAĞI
سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، وَتَبَارَكَ اسْمُكَ، وَتَعَالَى جَدُّكَ، وَلاَ إِلَهَ غَيْرُكَ
1-)”Allah’ım! Seni tesbih eder ve överim. İsmin mübarek, azametin yücedir. Senden başka ilâh yoktur.”[2]

242- Ebû Saîd el Hudrî (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir:
Rasûlullah (s.a.v.) gece namazı için kalktığında tekbîr alır şöyle okurdu:
“Sübhaneke Allahümme ve bihamdike ve tebarekesmüke ve teala ceddüke vela ilahe gayruke” sonra
“Allahü ekber kebîran” der,daha sonra:
“Euzu billahissemiil alim mimineşşeytanirracim min hemzihi ve nefihî ve nefsihî” derdi.
(Nesâî, İftitah: 18; Dârimî, Salat: 33)

243- Âişe (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir:
Rasûlullah (s.a.v.) namaza başladığında şöyle derdi:
“Sübhaneke Allahümme ve bihamdike ve tebarekesmüke ve teala ceddüke vela ilahe gayruke.”
(Dârimî, Salat: 33)[3]

Tekbirden Sonraki İftitah Duaları

سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، وَتَبَارَكَ اسْمُكَ، وَتَعَالَى جَدُّكَ، وَلاَ إِلَهَ غَيْرُكَ
1) “Ey Allah’ım! Seni hamdin ile tesbih ederim. İsmin ne mübarektir, azametin ne yücedir. Senden başka (hak) ilah yoktur.”

Albâni Sahihi Tirmizi, Albâni Sahihi İbni Mace

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمَدِكَ وَتَباَرَكَ اسْمُكَ وَتَعاَلىَ جَدُّكَ وَلاَ إِلهَ غَيْرُكَ، لاَ إِلهَ إِلاَّ اللهُ، لاَ إِلهَ إِلاَّ اللهُ، لاَ إِلهَ إِلاَّ اللهُ، اَللهُ أَكْبَرُ كَبِيراً، اَللهُ أَكْبَرُ كَبِيراً، اَللهُ أَكْبَرُ كَبِيراً، أَعُوذُ بِاللهِ السَّمِيعِ الْعَلِيمِ مِنَ الشَّيْطاَنِ الرَّجِيمِ مِنْ هَمْزِهِ وَنَفْخِهِ وَنَفْثِهِ
2) “Ey Allah’ım! Seni hamdin ile tesbih ederim. İsmin ne mübarektir, azametin ne yücedir. Senden başka (hak) ilah yoktur. Senden başka hak olarak ibadet edilen hiçbir ilah yoktur. Senden başka hak olarak ibadet edilen hiçbir ilah yoktur. Senden başka hak olarak ibadet edilen hiçbir ilah yoktur. Allah, en büyüktür. Allah, en büyüktür. Allah, en büyüktür. Taşlanarak kovulmuş şeytandan, onun küfre götüren kibirinden, sihir ve vesvesesinden Allah’a sığınırım.”

Ebu Davud, İbni Mace, Tirmizi

اَللَّهُمَّ بَاعِدْ بَيْنِي وَبَيْنَ خَطَايَايَ كَمَا بَاعَدْتَ بَيْنَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ، اَللَّهُمَّ نَقّنِي مِنْ خَطَايَايَ كَمَا يُنَقَّى الثَّوْبُ الأَبْيَضُ مِنَ الدَّنَسِ،اَللَّهُمَّ اغْسِلْنيِ مِنْ خَطَايَايَ بِالثَّلْجِ وَالْمَاءِ وَالْبَرَدِ
3) “Ey Allah’ım! Benimle günahlarımın arasını, doğu ile batının arasını uzaklaştırdığın gibi uzaklaştır. Ey Allah’ım! Beyaz elbisenin kirden temizlendiği gibi, beni hatalarımdan temizle. Ey Allah’ım! Benim hatalarımı karla, suyla ve doluyla yıka gider.”

Buhari, Müslim

وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّـمَاوَاتِ وَالأَرْضَ حَنِيفاً وَمَا أَنَا مِنَ الْمُشْرِكِينَ، إِنَّ صَلاَتِي، وَنُسُكِي، وَمَحْيَايَ، وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ، لاَ شَرِيكَ لَهُ وَبِذَلِكَ أُمِرْتُ وَأَنَا مِنَ الْمَسْلِمِينَ. اَللَّهُمَّ أَنْتَ الْمَلِكُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ. أَنْتَ رَبِّي وَأَنَا عَبْدُكَ، ظَلَمْتُ نَفْسِي فَأغْفِرْ ليِ ذُنُوبِي جَمِيعاً إِنَّهُ لاَيَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ أَنْتَ. وَاهْدِنِي ِلأَحْسَنِ اْلأَخْلاَقِ لاَ يَهْدِي لأَحْسَنِهَا إَلاَّ أَنْتَ، وَاصْرِفْ عَنِّي سَيِّئَهَا، لاَيَصْرِفُ عَنِّي سَيِّئَهَا إِلاَّ أَنْتَ، لَبَّيْكَ وَسَعْدَيْكَ، وَالْخَيْرُ كُلُّهُ بِيَدَيْكَ، وَالشَّرُّ لَيْسَ إِلَيْكَ، أَنَا بِكَ وَإِلَيْكَ، تَبَارَكْتَ وَتَعَالَيْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
4) “Yüzümü, hakka yönelerek, gökleri ve yeri yaratana çevirdim ve ben, O’na ortak koşanlardan değilim. Namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm, âlemlerin Rabbi Allah içindir. O’nun ortağı yoktur. Ben bununla emrolundum ve ben müslümanlardanım. Allah’ım! Melik Sensin. Senden başka hak olarak ibâdete lâyık hiçbir ilah yoktur. Sen benim Rabbimsin ve ben de Senin kulunum. Nefsime zulmettim. Bütün günahlarımı bağışla. Zirâ günahları ancak Sen bağışlarsın. Beni, ahlâkın en güzeline erdir. Onun en güzeline ancak, Sen erdirirsin. Ahlâkın kötüsünden de beni uzaklaştır. Zirâ kötüsünden ancak sen uzaklaştırırsın. Buyur, Allah’ım! Buyur hayrın hepsi, Senin iki elindedir. Şer, Sana nisbet edilemez. Ben Sana sığınır ve Sana dönerim. Sen, mubârek ve yücesin. Senden bağışlanma diler ve Sana tevbe ederim.”

Müslim

اَللَّهُـمَّ رَبَّ جَبْرَائِيلَ، وَمِيكَـائِيلَ، وَإِسْرَافِيلَ فَاطِرَ السَّماَوَاتِ وَالأَرْضِ، عَـالِمَ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ، أَنْتَ تَحْكُمُ بَيْنَ عِبَادِكَ فِيمَا كَانُوا فِيهِ يَخْتَلِفُونَ. اِهْدِنيِ لِمَا اخْتُلِفَ فِيهِ مِنَ الْحَقِّ بِإِذْنِكَ إِنَّـكَ تَهْدِي مَنْ تَشَاءُ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ
5) “Cebrâil’in, Mikâil’in ve İsrâfil’in Rabbi, göklerin ve yerin yaratanı, gizli ve âşikârı bilen Allah’ım! Ayrılığa düştükleri şeylerde kulların arasında Sen hüküm verirsin. İhtilafa düşüldüğünde beni izninle hakka ulaştır. Şüphesiz, Sen dilediğini doğru yola erdirirsin.”

Müslim 1/534

اَللهُ أَكْبَرُ كَبِيراً، وَالْحَمْدُ لِلهِ كَثِيراً، وَسُبْحاَنَ اللهِ بُكْرَةً وَأَصِيلاً، اَللهُ أَكْبَرُ كَبِيراً، وَالْحَمْدُ لِلهِ كَثِيراً، وَسُبْحاَنَ اللهِ بُكْرَةً وَأَصِيلاً، اَللهُ أَكْبَرُ كَبِيراً، وَالْحَمْدُ لِلهِ كَثِيراً، وَسُبْحاَنَ اللهِ بُكْرَةً وَأَصِيلاً، اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطاَنِ الرَّجِيم، مِنْ نَفْخِهِ وَ نَفْثِهِ وَ هَمْزِهِ
6) “Allah, en büyüktür. Allah’a çokça hamdolsun. Sabah ve akşam, Allah’ı tüm noksanlıklardan tenzih ederim. Allah, en büyüktür. Allah’a çokça hamdolsun. Sabah ve akşam, Allah’ı tüm noksanlıklardan tenzih ederim. Allah, en büyüktür. Allah’a çokça hamdolsun. Sabah ve akşam, Allah’ı tüm noksanlıklardan tenzih ederim. Taşlanarak kovulmuş şeytandan, onun küfre götüren kibirinden, sihir ve vesvesesinden Allah’a sığınırım.”

Ebu Davud, İbni Mace, Ahmed, Müslim

اَللَّهُمَّ لَكَ الْحَمْدُ أَنْتَ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَمَنْ فِيهِنَّ، وَلَكَ الْحَمْدُ أَنْتَ قَيِّمُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَمَنْ فِيهِنَّ، وَلَـكَ الْحَمْدُ أَنْتَ رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَمَنْ فِيهِنَّ وَلَكَ الْحَمْدُ لَكَ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَمَنْ فِيهِنَّ وَلَكَ الْحَمْـدُ أَنْتَ مَلِكُ السَّـمَاوَاتِ وَالأرْضِ وَلَكَ الْحَمْدُ أَنْتَ الْحَقُّ، وَوَعْـدُكَ الْحَقُّ، وَقَوْلُـكَ الْحَقُّ، وَلِقَاؤُكَ حَقُّ، وَالْجَنَّةُ حَقٌّ، وَالنَّارُ حَقٌّ، وَالنَّبِيُّونَ حَقٌّ، وَمُحَمَّدٌ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ حَقٌّ وَالسَّاعَةُ حَقٌّ اَللَّهُمَّ لَكَ أَسْلَمْتُ وَعَلَيْكَ تَوَكَّلْتُ، وَبِكَ آمَنْتُ، وَإِلَيْكَ أَنَبْتُ، وَبِكَ خَاصَمْتُ، وَإِلَيْكَ حَاكَمْتُ. فَاغْفِرْ ليِ مَاقَدَّمْتُ، وَمَا أَخَّرْتُ، وَمَا أَسْرَرْتُ، وَمَا أَعْلَنْتُ أَنْتَ الْمُقَدِّمُ وَأَنْتَ الْمُؤَخِّرُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَنْتَ إِلَهيِ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ
7) “Allah’ım! Hamd Sanadır. Sen göklerin, yerin ve o ikisinin arasında bulunanların nûrusun. Hamd Sanadır. Sen göklerin, yerin ve onlarda bulunanların efendisisin. Hamd Sanadır. Sen göklerin, yerin ve onlarda bulunanların Rabbisin. Hamd Sanadır. Göklerin yerin ve o ikisinin arasında bulunanların mülkü Sana aittir. Hamd Sanadır. Sen göklerin ve yerin hükümdârısın. Hamd Sanadır. Sen Hak’sın, vâdin de haktır. Sözün hak ve Sana dönüş de haktır. Cennet ve Cehennem haktır. Nebiler haktır. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem hak ve kıyâmet haktır. Allah’ım! Sana teslim oldum, Sana tevekkül ettim, Sana îmân ettim ve Sana döndüm. Bana verdiğin huccetle düşmanını düşman edindim. Seni aramızda hakem kılıp hükmüne başvurdum. Gizli ve âşikâr, yaptığım ve yapacağım amellerimi bağışla. Öne geçiren ve geriye bırakan Sensin. Senden başka ilah yok. Sen benim ilâhımsın. Senden başka ilah yok.”

Buhari, Müslim [4] Read More

Dua Ederken Uyulacak 10 Kural

Dua ederken aşağıda belirtilen on kuralı uygularsanız,duadan çok daha fazla yararlanabilirsiniz inşallah:
1- Her gün bir köşeye oturun. Hiçbir şey söylemeyin.
Yalnız Allahı düşünün. Böyle yaparsanız dimağınızı Allaha açmış olursunuz.

2- Sonra basit cümlelerle sesli olarak dua etmeye başlayın.
Kafanızda olan herhangi bir şeyi yaradana söyleyin.
Allahla kendi günlük dilinizle konuşun, o sizi anlayacaktır.

3- Her gün işe giderken, trende veya otobüste dua edin.
Dua ederken gözlerinizi kapayın, dünyayla ilişkinizi kesip yalnızca Allahın varlığını hissedin.
Bunu her gün yaptıkça Allah’ın varlığını daha iyi hissedeceksiniz.

4- Dua ederken Allah’tan her gün bir şeyler istemeyin,
onun yerine bize bahşettiği nimetler ve yaptığı yardımlar için teşekkür edin.

5- Dua ederken dualarınızın sevdiklerinize ulaşacağına,
Allah’ın da onları sevip koruyacağına inanarak dua edin.

6- Dua ederken aklınıza hiçbir olumsuz düşünce getirmeyin.
Yalnız olumlu düşüncelerle ilgili dualar etkili olur, bunu aklınızdan çıkarmayın.

7- Daima Allah’ın sizin için yapacaklarını kabul edeceğinizi belirtin.
Allah’a isteklerinizi de belirtin, fakat Allah ne yaparsa onu kabul edeceğinizi de ifade edin.
Onun sizin için yaptıkları, sizin isteklerinizden her zaman daha iyi olur.
Bunu da sakın unutmayın.

8- Herşeyi Allah’ın iradesine bıraktığınızı belirtin.
Allah’tan size en iyi şeyleri yapma yeteneği vermesini isteyin.
Hareketlerinizin her türlü sonucunu Allah’ın kararına bırakacağınızı belirtin.

9- Sevmediğiniz ve size kötü davranan insanlar için de dua edin.
Gücenme, manevi gücün ortaya çıkmasında en büyük engeldir.

10- Kendileri için dua edeceğiniz insanların bir listesini yapın.
Bu listeye sizinle doğrudan ilişkisi olmayan, uzaktan tanıdığınız insanların ismini de yazın.
Ne kadar çok insan için dua ederseniz, duanın faydasını o kadar çok görürsünüz.

Read More