16 Şub

Şükreden Kul olabilmek

اِنَّا خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ اَمْشَاجٍ نَبْتَليهِ فَجَعَلْنَاهُ سَميعًا بَصيرًا
“Doğrusu Biz insanı, erkek ve kadından gelen bileşik bir tohumdan yarattık ve onu bu dünya hayatında sınavdan geçirip yükseltmek için işitme, görme ve düşünme yeteneğine sahip akıllı, üstün ve becerikli bir varlık kıldık.”
اِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّبيلَ اِمَّا شَاكِرًا وَاِمَّا كَفُورًا
“Ayrıca ona, doğru ile yanlışı birbirinden ayırt etme yeteneği bahşettik. Bununla da yetinmeyip, hakîkati apaçık ortaya koyan âyetler göndererek ona doğru yolu gösterdik ve seçimi kendisine bıraktık; ya şükreden bir kul olur, ya da vefasız bir nankör!”[1] (İnsan, 76/2-3)
Allah Teâlâ bizlere Peygamberler ve Kitaplar göndererek dünya hayatında izleyeceğimiz doğru yolu göstermiştir. Ayette de açıkça belirtildiği üzere dünya hayatında insan için iki yol vardır: Ya iman edip, imanın gereğini yapan şükredici bir kul olmak, ya da gereği gibi iman etmeyip, inkâr eden, nankörlük eden bir kul olmak. Bu iki yoldan birisini insan özgür iradesi ile seçecektir. Biz hangi yolu seçtik?
Gerçekten iman edip imanın gereğini yerine getiren şükreden bir kul muyuz?
Şükür Nedir:
Verilen herhangi bir nimetten dolayı, bu nimeti verene karşı söz, fiil veya kalb ile gösterilen saygı ve karşılık, iyiliğin kıymetini bilme ve iyilik yapana bu hissi gösterme, nimet ve iyiliği anıp sahibini övme.
Arapça bir kelime olan şükür, “şekere” kökünden gelmektedir. Bu kökten gelen şükürden ve şükretmenin öneminden, isim ve fiil olarak Kur’an-ı Kerim’de yetmişe yakın (Yetmiş Beş) yerde bahsedilmektedir.
Türkçede kullanılan teşekkür ve şükran kelimeleri de aynı köktendir.[2] Allah Teâlâ “Şekür” ve “Şâkir”dir.
اِنْ تُقْرِضُوا اللّٰهَ قَرْضًا حَسَنًا يُضَاعِفْهُ لَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ وَاللّٰهُ شَكُورٌ حَليمٌ
“Eğer mükâfâtını âhirette almak üzere, Allah’ın fakir ve muhtaç kullarına yardım ederek Allah’a güzel bir borç verirseniz, O da onu âhirette size kat kat fazlasıyla geri ödeyecek ve sizin günahlarınızı bağışlayacaktır. Çünkü Allah, şükrü kabul edip, ihsan eden, iyiliklerin karşılığını cömertçe verendir, şekurdur, sonsuz hilm ve şefkat sahibidir.”[3] (Teğabün, 64/17)
مَا يَفْعَلُ اللّٰهُ بِعَذَابِكُمْ اِنْ شَكَرْتُمْ وَاٰمَنْتُمْ وَكَانَ اللّٰهُ شَاكِرًا عَليمًا
“Öyle ya, siz Rabb’inizin nîmetlerine şükredip O’nun âyetlerine inandıktan sonra, Allah sizi ne diye cezâlandırsın ki? Elbette cezâlandırmaz! Çünkü Allah, bütün iyilik ve teşekkürlerin karşılığını cömertçe verendir, şâkirdir, her şeyi bilendir.”[4] (Nisa, 4/147)
Kulun Allah’a şükretmesi: O’nun verdiği nimetleri bilmesi ve O’na bizzat kulluk yaparak, Allah’a itaat ederek yerine getirmesi şeklindedir. İnsanın Allah’a kalp, dil ve bütün azalarıyla teşekkür ifadesini göstermesidir. Onun hükümlerine, emir ve yasaklarına, helal ve haramlarına içtenlikle boyun eğmesi, O’na teslimiyet göstermesi, Vahiy ölçülerine göre hayatını yaşamasıdır. Allah’a borçlu olduğunu bilip kulluk görevlerini yaparak bu borcunu ödemeye çalışmasıdır.
Allah’ a şükretmek: Bedenimizi, malımızı, bütün ömrümüzü yaratılış gayemiz olan yalnızca Allah’a kulluk/ibadet etmek doğrultusunda kullanmaktır.
Sadece dil ile yapılan şükrün yeterli olmadığını bilmeliyiz. Kendisine imtihan edilmek üzere emanet olarak mal, mülk ve servet verilen bazı kimseler bu nimetlerin şükrü olarak; zekât, infak, sadaka, hayırda harcama, ikram etme, doyurma, yoksullarla paylaşma vb. şekillerde şükrünü eda edecektir. Sadece “Ya Rabbi bana verdiğin bunca nimetten, zenginlikten dolayı sana şükürler olsun” demek yetmez.
İnsan, kelime-i şehadeti getirerek tevhid bilincini kuşanarak her türlü küfür ve şirkten uzak durarak sağlam bir imanla şükrüne başlar. Kur’an’da emredilen namaz, oruç, zekat, hac, iyilik, doğruluk, adalet gibi bütün emirleri bizzat uygulayarak, yaşayarak şükrünü devam ettirir. Aynı şekilde küfür, şirk, nifak, içki, kumar, adam öldürme, zulüm, yalan, iftira, gıybet gibi bütün yasaklardan uzak durmaya çalışarak da şükrünü korumuş olur.
Şükür üç şekilde eda edilir:
1- Dil ile: Nimet vereni anmak, onu övmek ve bu hususta dil ile yapılabilecek şeyi yapmakla olur.
2- Kalp ile: Kalp ile nimeti vereni tanımak ve onu tasdik etmektir.
3- Fiil ile: Bu da, vücudun bütün organlarıyla olur. Her çeşit nimeti veren Allah’ın emir ve yasakları, vücudun hangi organını ilgilendiriyorsa, o organın, Allah’ın emir ve yasaklarına uygun hareket etmesini sağlamak gerekir.[5] Allah’ın “şekur” olması ise: Allah’ın şükreden kullarının şükrünü kabul etmesi, onlara iyilik ve ihsanda bulunması, iyiliklerin karşılığını cömertçe vermesidir.
Allah’ın “şâkir” olması ise: Kendisine şükreden kulların yaptığı, bütün iyiliklerin, şükürlerin/teşekkürlerin karşılığını bolca vermesidir.
İnsan Niçin Şükretmelidir?
وَاٰتٰیكُمْ مِنْ كُلِّ مَا سَاَلْتُمُوهُ وَاِنْ تَعُدُّوا نِعْمَتَ اللّٰهِ لَا تُحْصُوهَا اِنَّ الْاِنْسَانَ لَظَلُومٌ كَفَّارٌ
“O, sonsuz ilim ve hikmeti çerçevesinde, kendisinden isteyebileceğiniz her şeyden belli bir miktarı, belli bir ölçüye göre size verdi. Öyle ki, Allah’ın nîmetlerini saymaya kalksanız, onları saymakla bitiremezsiniz. Fakat insanoğlu, gerçekten de çok zâlim, çok nankördür!”[6] (İbrahim, 14/34)
Rabbimizin bize verdiği hangi nimeti sayalım? Bizi varlık âlemine çıkararak en güzel surette yaratan o. Mükemmel bir nizam ve intizamla bize vücut veren, kainatı yoktan var ederek dizayn edip hizmetimize sunan o. Güneşi, ayı, gökyüzünü, yeryüzünü, yeryüzündeki tüm nimetleri yaratan o. Çeşit çeşit yiyecekleri, ağaçları, hayvanları, kuşları, kelebekleri, çiçekleri tüm güzellikleri hizmetimize sunan o. Gece ile gündüzü, mevsimleri, denizleri, ırmakları tüm kainatı ve hayatı yaratan o. Her şeyden öte bizi yaratan, önceleri yokken bizi var kılan o. İki kulak, iki göz, iki el, iki ayak veren o. Akıl ve kalp veren o. O’na borçluyuz her şeyimizi. Çünkü kendimize ait sandığımız her şey O’nundur. Her şeyimizi bize verene şükretmek gerekmez mi? Bize verdiği nimetlere değer biçmeye kalksak değer biçebilecek miyiz? En azından insan sahip olduğu organlarına bir değer biçebilir mi? Değer biçilemeyecek nimetleri verene niçin nankörlük edelim? Bir insan kendisine yapılan küçük bir yardım ya da iyilik karşısında nasıl teşekkür ediyorsa kat kat fazlasını ömrü boyunca Allah’a şükretmesi gerekir.
Her türlü övgüye, teşekküre lâyık olan sâdece O’dur.
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمينَ
Hamd, âlemlerin Rabb’i Allah’a aittir. Her türlü övgüye, teşekküre lâyık olan sâdece O’dur. Gerçek anlamda övülmek O’nun hakkıdır ve yalnızca O’na yaraşır. Çünkü kâinatı yoktan var eden, tüm canlıları besleyen, terbiye eden, yöneten ve yönlendiren gerçek efendiniz, sahibiniz, yöneticiniz O’dur. Her varlığı kendi yaratılışındaki hikmete uygun niteliklerle donatan, onları dâimâ iyiye ve güzele doğru yönlendirerek her şeye hedefini ve yolunu gösteren; kulağa duymayı, göze görmeyi, güneşe ışık vermeyi, kelebeğe uçmayı, çiçeğe açmayı, ağaca meyve vermeyi öğreten O’dur. O hâlde, bütün iyiliklerin, güzelliklerin kaynağı olan Rabb’inizi tüm kalbinizle överek yüceltmeli, en derin saygı ve şükrân duygularıyla O’nun hükümlerine boyun eğmeli ve yalnızca O’na kul olmalısınız.”[7](Fatiha 1/2)
Saymakla bitiremeyeceğimiz kadar nimet veren Rabbimize hamdetmek, teşekkür etmek, şükretmek gerekmez mi?
Şükretmek nimetleri artırır.
وَاِذْ تَاَذَّنَ رَبُّكُمْ لَئِنْ شَكَرْتُمْ لَاَزيدَنَّكُمْ وَلَئِنْ كَفَرْتُمْ اِنَّ عَذَابى لَشَديدٌ
-“Hani Rabb’iniz size şu bildiriyi yapmıştı: “Eğer emirlerime boyun eğerek Bana şükrederseniz, size verdiğim nîmetleri kat kat artıracağım; ama eğer nankörlük ederseniz, bilin ki Benim azâbım çok çetindir!”[8] (İbrahim, 14/7) Nimetlerin bereketlenmesi, kat kat artması için özellikle Ahiret nimetlerine kavuşmak için daha çok şükretmeliyiz.
Allah’a şükreden bir kul olmayalım mı?
عَنْ عَائِشَة رَضِيَ اللَّه عَنْهَا قَالَتْ : كَانَ رَسُول اللَّه صَلَّى اللَّه عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِذَا صَلَّى قَامَ حَتَّى تَنْفَطِر رِجْلَاهُ فَقَالَتْ لَهُ عَائِشَة رَضِيَ اللَّه عَنْهَا يَا رَسُول اللَّه أَتَصْنَعُ هَذَا وَقَدْ غَفَرَ لَك اللَّه مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبك وَمَا تَأَخَّرَ ؟ فَقَالَ صَلَّى اللَّه عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ” يَا عَائِشَة أَفَلَا أَكُون عَبْدًا شَكُورًا
Âişe radıyallahu anhâ anlatıyor:
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, kimi zamanlar gece ayakları şişinceye kadar saatlerce namaz kılardı. Ben kendisine:
— Ya Rasulallah! Niçin böyle yapıyorsun? Kendini neden bu kadar yoruyorsun? Oysa senin geçmiş ve gelecek bütün hataların bağışlanmıştır, dedim. Bunun üzerine Peygamberimiz:
— O hâlde, bana bunca nimetleri bahşeden ve böylesine lütufkâr davranan Rabb’ime şükreden bir kul olmayayım mı? buyurdu.”[9] (Buhârî, Tefsir, 324; Müslim, Münâfikîn 81)
Şükreden mü’minin her hali hayırdır:
عَنْ صُهَيْبٍ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم- « عَجَبًا لأَمْرِ الْمُؤْمِنِ إِنَّ أَمْرَهُ كُلَّهُ خَيْرٌ وَلَيْسَ ذَاكَ لأَحَدٍ إِلاَّ لِلْمُؤْمِنِ إِنْ أَصَابَتْهُ سَرَّاءُ شَكَرَ فَكَانَ خَيْرًا لَهُ وَإِنْ أَصَابَتْهُ ضَرَّاءُ صَبَرَ فَكَانَ خَيْرًا لَهُ
Suheyb bin Sinan radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Müminin hâli ne kadar ilginç, ne kadar hayranlık vericidir! Çünkü her hâli kendisi için bir hayır sebebidir. Ve bu özellik, sadece müminde vardır: Sevinçli bir olayla karşılaşınca şükreder, bu onun için hayır olur; başına bir belâ gelecek olsa sabreder, yine onun için hayır olur.” (Müslim, Zühd 64)
İnsanların çoğunluğu şükretmeyip nankörlük edecekler, siz onlardan olmayın!
وَاِنَّ رَبَّكَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَشْكُرُونَ
“Hiç kuşkusuz senin Rabb’in, insanlara karşı sonsuz lütuf ve ihsân sahibidir; ne var ki, onların çoğu şükretmez!” (Neml, 27/73)
وَقَليلٌ مِنْ عِبَادِىَ الشَّكُورُ
“…Kullarım arasında gerçek anlamda şükredenlerin sayısı çok azdır.” (Sebe, 34/13)
اِنَّ اللّٰهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلٰـكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَشْكُرُونَ
“Doğrusu Allah, insanlara karşı çok cömert ve lütufkârdır; ne var ki onların çoğu, kendilerine bunca nîmetleri bağışlayan Rablerine itaat etmez, O’na şükretmezler.”[10] (Yunus, 10/60)
فَاذْكُرُونى اَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُوا لى وَلَا تَكْفُرُونِ
“Öyleyse benimle gönül bağınızı hep canlı tutarak ve âyetlerimi sürekli gündeme getirerek Beni anın ki, ben de dünya ve âhirette iyilikler bahşederek sizi anayım. Hem kalbinizle, hem de söz ve davranışlarınızla Bana şükredin ve sakın Bana karşı nankörlük yapmayın!” (Bakara, 2/152)
İnsana düşen, kendisine sayılamayacak kadar çok bağışta bulunan ni’met sahibi Allah’ı tanıması ve kendisine nasip edilenlere hakkıyla şükretmesidir.
Mehmet ESER (Allah razı olsun)

Etiketler:

Konu Yazari