16 Mar

Tevbekar Genç Günahkar Yaşlı

Buyurmuş ki Peygamber Efendimiz:
R.E. 383/9 (Mâ min şey’in ehabbü ilallàhi azze ve celle min şâbbin tâibin ve mâ min şey’in ebgadu ilallàhi min şeyhin mukîmin alâ meâsîhi, ve mâ fil-hasenâti hasenetün ehabbü ilallâhi min hasenetin tu’melü fî leyleti cumuatin ev yevmi cumuatin, ve mâ minez-zunûbi ebgadu ilallàhi min zenbin yu’melü fî leyletil-cumaati ev yevmil-cumuah.) Burada elif-lâmlı geldi, öncekilerde elif-lâmsız geldi.

Efendimiz SAS bu hadis-i şerifinde buyuruyor ki:

(Mâ min şey’in ehabbu ilallâhi azze ve celle) “Pek aziz ve pek celil olan Allah-u Teàlâ Hazretleri’ne daha sevimli hiçbir şey yoktur…” Kimden? (Min şâbbin tâibin) “Tevbekâr, tevbe etmiş, doğru yolda yürüyen bir genç çocuktan, bir delikanlıdan daha sevimlisi yoktur.”

Ve devam ediyor: (Ve mâ min şey’in ebgadu ilallàhi) Ve Allah’ın en çok kızdığı, daha başka, daha çok kızdığı bir şey yoktur; (min şeyhin mukîmin alâ meàsîhi) yaşına rağmen Allah’a isyanda devam eden, ısrar eden, yapmayı sürdüren yaşlı kimseden, Allah’ın daha çok kızdığı kimse yoktur.”

Hadis’in öbür taraflarını açıklamadan önce bunu açıklayalım. Birinci cümlede tevbekâr gencin Allah’ın en sevgili kulu olduğu belirtiliyor, ondan daha sevgilisi yoktur diye bildiriliyor. İkinci cümlede de günahta ısrar eden ihtiyarın da, Allah’ın en çok kızdığı kimse olduğu bildiriliyor.

Şâbbün; delikanlı, erkek çocuk demek ama; hanım kız için de, yeni yetişme kız için de hüküm aynen öyledir.

İkinci cümledeki şeyh; Arapçada saçı başı ağarmış, yaşlı kimse demek. Saçı başı ağardığı halde hâlâ günahlarda ısrar ediyor, tevbe etmemiş, Hak yoluna dönmemiş, Cenâb-ı Hakk’ın rızası istikametine yönelmemiş, hâlâ günahları yapan demek.

Demek ki, gençlerimiz günahlardan uzak durursa, hatta günah işlemişse bile tevbe eder de “Yâ Rabbi bundan sonra yapmayacağım, senin iyi kulun olacağım!” derse; Allah’ın en sevgili kulları arasına giriyor, en sevdiği kişi oluyor. Ondan daha sevdiği yok. Neden?.. Çünkü o delikanlının, o gencin arzuları kuvvetli, cibiliyeti, yaratılışı, tabiatı iktizası delikanlılık çağı; bir cevherli çağ, heyecanlı çağ… Daha hayat tecrübesi az, duyguları da çok kuvvetli… O zaman o delikanlı kendisini tutarsa, kendisini günahlardan alıkoyarsa; veyahut bir ayağı kaydı, yanıldı, şeytana uydu da günah işlediyse bile tevbe ederse; ki burada tâib deniliyor, tevbe eden. Cenàb-ı Hakk’ın yoluna dönerse “Yâ Rabbi ben bir kusur işledim, beni affet!” diye, Cenàb-ı Hakk’ın yoluna girerse, Allah’ın en sevdiği kimse oluyor.

Demek ki, gençler Cenâb-ı Hakk’ın yolunda yürümeye gayret etmeli! Hata etmişse bile, hemen tevbe edip Cenâb-ı Hakk’ın yoluna girmeli! Cenâb-ı Hakk’ın sevgisini kazanmak kolay değil. Allah indinde en sevgili insan olmak çok zor bir şey. Gençler kolayca o makamı yaklayabiliyorlar.

Onun için, umumiyetle bizim derslerimizi dinleyenler genç delikanlılardır, üniversite öğrencileridir. İstikbâlin çok büyük hizmet yapacak kimseleridir, genç kızlardır. Allah râzı olsun hepsinden… Hepsine çok büyük saygı duyuyorum, dualar ediyorum.

Demek ki onlar böyle tevbekâr olur, hatalardan, günahlardan uzak durur; delikanlılık çağında başkalarının yaptığı yaramaz işleri, yaramazlıkları, günahları, hataları yapmazlarsa, çok sevap kazanacaklar, Allah’ın sevgili kulu olacaklar. Evliyâsı olacaklar yâni. Çok güzel bir şey…

Tabii maalesef, ben kendim lisede okurken hatırlıyorum; sanki Divan edebiyâtında, Osmanlı edebiyâtında şarabı medheden, selvi boylu güzelleri medheden şiirlerden başka şiir yokmuş gibi, hep onları okuturlardı. Ben de kızardım, nefret ederdim. Sonra halk edebiyatından okuta okuta, ille böyle vaize, hocaya, dine çatan, vaizi kötüleyen şiirleri okuturlardı. Ona kızardım.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın aslında bunlara müdahale etmesi lâzım. Yâni, “Burada bizim mesleğimize, din adamları mesleğine karşı saygısızlık var. Bu metinler konulmasın!” diye, Milli Eğitim Bakanlığı’na Diyanet’in müracaat etmesi lâzım, benim görüşüme göre.

Çünkü orada vaizi kötülüyor. Vaiz cehennemi anlatmış… Tabii anlatacak, çünkü Peygamber Efendimiz bildiriyor, çünkü Kur’an-ı Kerim bidiriyor. “Günah işlerseniz, cehenneme gidersiniz!” diye îkaz bir vazife. Onunla alay ediyor. Veyahut, “İçki içmeyin!” demiş, “Karşı cinse karşı gayrı meşru ilişkilere girişmeyin!” demiş; onunla alay ediyor. Bu konuların çıkartılması lâzım!

Divan edebiyatında, eski edebiyatımızda, halk edebiyatımızda çok daha güzel, gençlere güzel yönler gösterecek, ufuklar açacak nice güzel parçalar bulunabilir. Ama maalesef, Milli Eğitim Bakanlığı da bunları ayıklamamış, bizlere okutturmuşlardı. Ben şahsen kendim o zaman üzülürdüm. Onları söyleyenleri sevmezdim, kızardım. Sanki dinle, camiyle, vaizle alay etmek hünermiş gibi öğretiliyor. Sanki şarap, içki içmek teşvik ediliyor. Sanki gayr-i meşrû arkadaşlar edinmek matahmış gibi anlatılıyor, öğretiliyor gibi oluyor, edebiyat dersinin içinde.

Halbuki usta eğitimciler, ustaca bu konuları çıkatrıp, güzel konuları, gençlere yüksek ülküler aşılayacak parçaları seçmeleri ve öğretmeleri lâzım! Meselâ, bu hadis-i şerif öyle güzel bir şey. Yâni bir gencin tevbe etmesine, tevbe ettiği zaman kazanacağı güzel mükâfatlara dair bir konu. Bunları anlatmak lâzım ki, çocuğun ayağı kaymasın, annesine, babasına isyan etmesin, okuldan kaçmasın, yaramazlık yapmasın, tenbellik yapmasın… Terbiyeli bir aile çocuğu olarak yetişsin. Ondan sonra, namusuna leke düşürmesin.

Meselâ, Türkiye’deki bazı kardeşlerimiz öğünürler. Bazı zümrelerin mensubları, “Biz eline, beline, diline sağlam insanlarız!” diye söylerler. Onlar da öyle söylüyor, biz de öyle söylüyoruz, başkaları da öyle söylüyor; din, akıl, mantık da öyle söylüyor. İyi bir vatandaş olmak için de, öyle olmak lâzım! Binâen aleyh, onların teşvik edilmesi lâzım!

Yanlış teşviklerin de, sessizce veya seslice, yanlıştır bunlar diye çıkartılması gerekir. Yâni edebiyat dersleri meyhane kokmamalı, içki kokmamalı, gayrı meşrû ilişkilerin teşviki olmamalı! Tabiî çizgi içerisinde, edeb ve ahlâk dairesinde olmalı her şey…

Tabii, gencin arzuları çok kuvvetlidir. Başında kavak yelleri eser. Böyle radyoda, televizyonda, gazetede müstehcen, porno yayınlar vs. ile teşvikkâr da olunursa, o ortamda tamamen bozulur. Ailesi çok üzülür. Topluma zararlı olur, başarılı olamaz, iyi bir iş tutamaz. Anasının, babasının parasını yer. Arabayı çarpar, araba yarışı yapar, birbirleriyle tokuşturur… Bunları hep gazetelerden okuyorsunuz.

Onun tevbekâr olması çok önemli! Siz siz olun tevbekâr delikanlılar, genç kızlar, hanımlar, genç beyler, –buranın tâbiriyle– centilmen beyler, kibar kişiler olun! Allah’ın sevgili kulu olmayı da kazanın!..

Bir de yaşlanmış, saçı sakalı ağarmış adam, herif hâlâ günahta ısrar ediyor. Bu da çok çirkin bir şey! Neden?.. Çünkü zaten bu yaş yaşamış, eğriyi doğruyu öğrenmiş; zaten duyguları, esintili çalkantılı zamanları geçmiş, durulmuş, sakinleşmiş. Bunun hâlâ günahta ısrar etmesi, gençlere kötü örnek olması ve kendisini de toparlayamaması, toplum için büyük zarar, son derece kötü bir şey… Onun için Allah ona da çok kızıyor. Günahta ısrar edip devam eden saçı başı ağarmış adam. Allah’ın en kızdığı kimse de odur..

Bunu da herkesin gözü önünde bulundurması lâzım! Kendi kendine demesi lâzım ki günah işleyen kişilerin:

“–Yaşın şu hâle geldi, emekliliğin yaklaştı, saçın başın ağardı. Çocukların evlendi, torunlara kavuştun, karıştın. Hâlâ bu gidiş nereye? Nereye doğru gidiyorsun, nedir bu senin hâlin?..” diye kendi kendisine, ciddî ciddî sorması lâzım!

Aklını başına devşirmesini, kendisinin önce kendisine telkin etmesi lâzım, söylemesi lâzım!.. “Vazgeç bu yoldan, ne zaman uslanacaksın ey deli gönül? Doğru yola gel, Cenâb-ı Hakk’ın kızdığı kul olmaktan yakayı paçayı kurtar! Allahın sevdiği kul olmak varken, en kızdığı insan durumunda olup da, huzuruna böyle bir halde gitmek ne kadar yanlış!” diye, böyle işleri yapanların kendi kendisine söylemesi lâzım!

Allah RAzı olsun Esat Efendiden…

Etiketler:

Konu Yazari