23 Şub

Zikr Adabı

Hak dostu Mevlânâ Hazretleri der ki:

“Ağızla, dille, duymadan, düşünmeden (papağan gibi) edilen zikir, noksan bir hayaldir. Padişahça, yani cân u gönülden, hayranlık duyarak yapılan zikir ise, sözlerden de, kelimelerden de âzâdedir… Ey O’nu bulamadan, sadece, O’nun adını yeterli bulan kişi! «Hû» kadehinden içmeden, nasıl olur da benlik arzularından kurtulabilirsin?”

Eşrefoğlu Rûmî Hazretleri, zikri üç mertebeye ayırır:

“Birincisi, dil zikrederken gönlün ondan gâfil olmasıdır. Bu, avâmın zikridir.
İkincisi, hem dil hem de gönül ile zikretmektir ki bu, havâssın zikridir.
Üçüncüsü, hem dille hem gönülle hem de bütün âzâlarla zikretmektir. Bu da hâssü’l-havâssın zikridir…”
ALLAH’I ZİKRETMEK TEKRARLAMAKTAN İBARET DEĞİLDİR

Yani Allâh’ı zikretmek, sırf “Allah” lâfzını tekrarlamaktan ibâret değildir.

Zikir, ancak tahassüs istîdâdının merkezi olan kalpte mekân bulduğu zaman niyet ve amellerin düzelip seviye kazanmasına vesîle olur. Bunun içindir ki;

“Zikrin başı tevhid (Hakk’ı birlemek);
Ortası, tecrid (Hakk’ın dışındaki varlıklardan kalbi arındırmak);
Nihâyeti ise tefrid (sadece Allah ile baş başa kalıp her an Allâh’ın rızâsını arayabilmek)tir.” denilmiştir.
MÜFERRİDLER KİMLERDİR?

Peygamber Efendimiz –sallâllahu aleyhi ve sellem- de tefrîd ehli hakkında; “Müferridler yarışı kazandı.” buyurmuştur. Ashâb:

“Müferridler kimdir, yâ Rasûlâllah?” diye sorduklarında da:

“Allâh’ı çok zikreden erkeklerle kadınlardır.” buyurmuştur. (Müslim, Zikir, 4)

Hazret-i Ali –radıyallahu anh- da sahâbe-i kirâmın zikir hâlini şöyle vasfetmiştir:

“Onlar, Allâh’ın ismi zikredildiği zaman, fırtınalı bir günde ağaçların rüzgârdan etkilendikleri gibi sarsılırlar, gözyaşları elbiselerinin üzerine süzülürdü.” (Ebû Nuaym, Hilye, 1/76)

Etiketler:

Konu Yazari